11 Mart 2010 Perşembe

Neler oldu neler?


Uzun süredir yoktum, kimse farkına varmadı:)
Demek ki suya yazıyormuşum:)D - Allı'm hariç, o sordu hatırıma ama benim feysbuk'um aktif değil o yüzden yazamadım ona da. Burdan öpüyorum onu. Hayırlı arkadaşım benim:)
Bu sürede neler oldu?
1- Sevgililer günü şeysi
2- Derviş doğum günü
3- Deida gitti
4- Yeni abla geldi
5- Benim melek ablam bizde hafta içi 07.00-18.30 mesaiye başladı- ücretsiz
6- Depresyon tedavisi
7- Yıllık rutin kontrol - Devlet Hastanesinde

Benim aslında 6 ay yazamam lazımdı ama çabuk atlatmışım demek ki, ilaçlar yaramış:)

Bu tiroid ne menem bir hormonsa beni uzun süredir karanlıklara gömdü. Önce atlatırım sandım, baktım olmadı. Hatta giderek kötüye gitmeye başladım. Hemen eniştemin arkadaşı aile doktorum tontona gittim. Hafif bir ilaca başlattı. Eğer böyle bir durumunuz varsa HEMEN DOKTORA GİDİN, çünkü depresyon kemikleşirse tedavisi yıllar sürüyor. İnsanlar herşey kafada bitiyor zannetmesin, kafada biten şeylerde var ama bu ilaçlar insanın kendisini kötü hissetmesine izin vermiyor. Tam şöyle içli birşeyler düşünüp kendime acıyayım diyorsun ama o kadar işi uzatmana engel oluyor ilaçlarla beynin, "amannn, boşver" diyorsun. İyi ki gitmişim.

Sonra devlette sürünesim geldi. 10 yıldır kanser hastasıyım. Önceleri her ay, sonra 3 ayda bir, sonra 6 ayda bir, 5 seneden sonra da senede bir kontrole gidiyorum. Tahliller korkunç pahalı, şimdiye kadar döktüğüm paralarla rahatlıkla bir evin peşinatını öderdim. İçime sinmiyor, 22 yıldır çalışıyorum, her ay maaşımdan kuzu kuzu SSK kesilirken beş kuruşluk kullanmıyorum. Şimdi çalışırken özele gidiyordum ama emekli olunca el mahkum SGK'ya gideceğimden şimdiden başlayayım maceraya dedim. Canım meleğim ablamla düştük Kartal Eğitim-Araştırma Hastanesine.

İlk olarak gidip randevu almamız gerektiğini söylediler, onkoloji yani kanser hastalarına internetten veya telefonla randevu verilmiyor. Maksat zulüm olsun.
Neyse, gittik, minik bir not kağıdına tarih ve saat 08.00 yazıp bizi gönderdiler. Sabah 07.30'da gittik ablamla, randevu olarak herkese aynı saat verilmiş. Dışarıya bir A4 kağıt asılmış-kalem bile yok- sen sırayla ismini yazıyorsun. Neyse yazdık 22 ben ,23 ablam.
Saat 08.00'de randevuları veren bayan görevliler geldi, ille o minik kağıdı istiyorlar. Ben bulamadım, kızdı hanımefendi.
"Bu sizin için gerekli, ya ben randevunuz yok desem? Nasıl isbat edeceksiniz randevunuzu?" dedi
Ablam tedbirli kadın, kağıdı yanında, ona randevu verirken benim de adımı görüyor ama bu lafları söylediği için özür mözür dilemiyor.
Neyse, koskoca onkoloji bölümünde sadece 9 sandalye var! Hasta insanlar ayakta bekliyor. Bu insanlar kanser hastaları üstelik!
A4 kağıda yazılı sıraya başlamadan ilaç yazdıracakları alıyor doktorlar. Haklılar, insanları bekletmenin alemi yok. Onlar bitince sırayla içeri çağıracaklar. Orda bekleyen hastalar "İsim listesini asın, bizde kimin arkasındaysak işimizi halledip gelelim, burda boşuna beklemeyelim" diyor ama hemşire hanım "isimle çağırıyoruz, bekleyin" diyor.
İlk kez geldiğimiz için ablamda bende koca birer dosyayla doktorun yanına giriyoruz. Baştan hikayemizi anlatıyoruz, oraya gelmemize çok canı sıkılmışa benzeyen doktor "kemoterapilerde ne ilaç aldınız?" diye soruyor. 10 yıl olmuş, dahası eczacı değiliz ki bilelim. Allah'tan özelde yapılan tüm tedavilerin fotokopisini almıştık. Sonunda bizim elimize bir yığın tahlil isteği ve evrak tutuşturup gönderdiler. Aç gelmişken tahlilleri yaptıralım dedik, yan binaya girdik, orası da onkolojiye bağlı. Tam 1.5 saat kan vermek için kuyrukta bekledik, oturacak yer YOK!
Sonra istedikleri diğer tetkikler için önce bir binaya girip randevu aldık, sonra başka binaya girip randevu alabilmek için sıra numarası aldık!
Biz kan tahlili verirken orda olan bir bayan bizim için burdan numara almasına rağmen önümüzde 60 kişi vardı. Tabii öğle yemeğine kaldık. En nihayet MR-BT randevularını alabildiğimizde saat 13.30 olmuştu. Yani 6 saatte sadece muayene ve kan verdik.
Verdikleri ilk tüm vücut kemik sintigrafisine randevusuna sağolsun Derviş beni götürdü, özelde 1.5 saatte çekilen tahlil burda 20 dakikada çekiliyor. Aç karnına damar yoluyla radyoaktif ilaç veriliyor. 2 saat boyunca 1,5 lt su içip bekliyorsun ve sonra tarama yapılıyor. Gene 07.30'da geldiğimiz hastaneden 12.00'ye doğru çıkabiliyoruz. Ertesi gün MR randevuları+BT var . Yine Derviş getiriyor beni, yine insanlar birbirini yiyor, dün çıkması gereken tahliller bilgisayar arızası nedeniyle çıkmamış.
BT'de içinde ilaç veriyorlar damardan, hemen bitiyor ama MR'a giren çıkmıyor. MR içinde gene aynı damardan ilaç veriliyor ve 40 dakika mezar gibi o daracık makinada duruyorum. Gene sabah 07.30'da geldiğimiz hastaneden 12.30'a doğru çıkabiliyoruz.
Sonuçları vereceklerini söyledikleri günden 3 gün sonraya kontrol randevusu alıyorum. 5. kez gidip kontol olduğumda sonuçlar temiz çıkıyor, çok şükür. Depresyon ilaçları ya da düzene giren tiroid hormonum sağolsun, bu kez MR'da kalabiliyorum ağlamadan.

Diğer önemli haber Deida gitti. Doğduğu günden beri ona bakan, benden çok bakan kişi gidince İdil'in hali nice olur diye aylardır kafa patlatıyordum. Umduğum kadar kötü olmadı, o gitmeden 1 hafta önce memleketinden tanıdığı fazla türkçe bilmeyen ve sessiz bir bayan geldi. Bir hafta yeni ablayla yaşadık beraber. Deida da evdeyken yeni abla favorisiydi.
"Nestani gel odama gidelim, Deida sen bakkala git, ben Nestani ile evde kalacağım" diyen tip, Deida gittiğinden beri tuvalete bile Nestani'nin götürmesine izin vermiyor, kıyafetlerini giydirmesine yardım ettirmiyor, elinden yemek yemiyor.
Tabii bu durumda Melek Ablam imdadıma yetişti. İlk bir hafta ben izin aldım, 24 saat birlikteydik, sonraki 2 haftadır da her sabah eniştem melek ablamı saat 07.00'de bize getiriyor, meleğimiz İdil'i yediriyor, uyutuyor,oynuyor,gezdiriyor, akşam ben işten 18.30'da geldiğimde de evine gidiyor. Ablacım sensiz ne yapardım ben? Her zaman elim,ayağım, başım, cüzdanım, aklım oluyorsun. Hakkını helal et!
İdil hala Deida'yı soruyor, her gün soruyor. Ona "Çok öksürdüğü için hastaneye götürdü baban. Doktor ona hastaneye yatıp tedavi olman lazım demiş. Babanı bile içeri almamışlar. Sigara içmesine izin vermiyorlarmış. O yüzden çabuk iyileşip gelecek" diyoruz. Hep aynı soruyu soruyor ve hep aynı cevabı veriyoruz. Allah nasip ederse 5 gün sonra gelecek Deida ama yine 3 ayda 1 bir hafta gidecek.
Bu arada hanımdudu bizim yatakta ortada yatıyor, babasını ve beni tekmeleyerek kendisi yatay pozisyonda yatağı kullanıyor. Potuk onun ayak ucunda uyuyor.
Sevgililer günü şeysinde Derviş bana süpriz yapıp dokunmatik cep telefonu almış. Çok mütehassis oldum. Ben hediye almamıştım ama "Avrat senin varlığın bana hediye" diye beni onore etti yawrum.
Doğum günü ise hafta içine denk geldiğinden, biz İdil'le gidip ona hediye olarak kaban ve sweatshirt aldık. Sonra pastasını da aldık ve akşam işten geldiğinde aile içi kutladık. Haftasonu ise ablamlar,abimler ve sonra halamız geldi ve daha geniş katılımlı olarak ikinci kez kutladık. Kolay değil adam 45.yaşına girdi!
Nice seneler Derviş'im. Şöyle böyle diyoruz ama seni SEVİYORUZ bea!

17 Şubat 2010 Çarşamba

Mavi kuş hareketi

Sadece bir tık

Bloglarda sadece ne giydim-ne yedim değil güzel paylaşımlarda oluyor. Sizin için küçük birşey belki başkası için büyük ve güzel gelecek.

Sizde blogunuzda bu kampanyayı yayınlarsanız sevinirim.
Ayrıntılar için
Asortik Krep
Gülen
Anne İş'te

11 Şubat 2010 Perşembe

Herşeyin başı eğitim

Bizim çocukluğumuz kalabalık bir mahallede, yaşıt bir yığın çocuk olan bir apartmanda tüm gün sokaklarda geçti. Okul evimize uzak olmasına rağmen komşu çocuklarıyla beraber yürüyerek okula giderdik, acıkınca komşunun kapısına dayanırdık, annem hastaysa komşu yemeğimizi yapardı. Sağ kalan komşularımızla halen görüşüyoruz. Malum annem 77 yaşında, komşularımız da 87 civarı.. Kimse bize eğitim vermek adına ekstra bir zahmete girmedi. Sadece babacım habire kitap taşırdı, bizde sayesinde kitap okumayı severiz 3 kardeş. Kimse psikolojimiz bozulmasın diye bize dikkatle yaklaşmadı. Ne manyak olduk, ne de gerizekalı. Okuduk Allah'ımıza şükür, hayatımızı kazanıyoruz öyle ya da böyle.
Ben bazı annelerin yaklaşımını tasvip etmem. BANA GÖRE çocuklara o "bilmemne dahi bebek" serilerini alıp izlettirmek falan yanlış gelir. Çocuk dediğin ağzının salyasını akıtarak azacak, kuduracak, çocukluğunu yaşayacak. Proje çocuk yetiştirenleri ya da "ay çok zeki" diye anlatanları anlayamıyorum. Benim tek istediğim mutlu olması, huzurlu olması. Çok zeki olması umurumda değil, elbet kapasitesi neyse sonuna kadar yanında olacağız ve okutacağız. Fakat son zamanlarda içime bir kurt düştü! Bu kapasitenin birazda olsa ilerlemesi ya da düzgün yönlendirilmesi için yardım etmemiz gerektiğini anladım.
Bizim kız oyuncakların yüzüne bakmıyor, filmlerin içine düşüyor. Varsa yoksa Barbie filmleri, Disney filmleri. İyi güzel de geçenlerde bize kızdığında
"Hayatımı mahvettiniz" dedi ve ağladı!
Ulan daha 3 yaşındasın, ne hayatı??
Demek ki bizimkinin eğitime başlama zamanı geldi, eve her gece gider gitmez odasına dalıp bebeklerle, hamurlarla, legolarla oynamak devri bitti artık.
Dalarsın internet aleminin derinlerine. Niyetim ukalalık etmek falan değil yanlış anlaşılmasın, ancak çok kısıtlı bilgi edinebildim bloglardan. Bari ben yazayım nelerden memnun kaldım da belki alacaklara biraz faydam olur. Hem ilerde de hatırlarız neler yapmışım diye.
İlk önce Boyut Yayınlarının "Anaokulu" serisini inceledim, çok beğendim. 96 fasikülün hepsini aldım. Ciltlenmesi güzel, içeriği şahane ama bize büyük geldi.
Mesela hikayelemede iyiydi İdil ama farkları bulmayı başaramadı. Ya da uzun-kısa diye değil, büyük- küçük diye gösterebildi. İçinde bir sayıda - ki sırayla yapıyorduk- A harfiyle başlayanı göster deyince tabii ki gösteremedik ve bunları seneye ya da daha sonraki sene için kaldırdım.
Sonra Ya-Pa Mix'in 3-4 yaş için olan serisini aldım. Baskı kalitesi öteki gibi değil ancak içeriği daha bize uygun. Şu an ben okuyorum, İdil yapıyor. Hergün azar azar, bazen 1 sayfa bile çok geliyor, bazen 4-5 sayfa ilgisi devam ediyor.
"Ne yazıyormuş annesi ?" diye sorması bile benim için yeter.
Sonra taktım faaliyetlere.
Aldım Cogitoy'dan şahane 2 kitap.
Bugün ne yapayım
Kırt kırt kağıt
Geçen haftasonu kırtasiyeye gidip ne var ne yoksa aldım. Fakat hanımdudu parmak boyasından haz etmedi. Elleri kirlendi!
"Annesi sil" dedi durdu, zorla kağıda bastırdım 3-5 kere ve "en iyisi sen yap, ben sana burdan bakayım" demez mi! Allah'ım ne titiz! Kuma bile basmaz bu maymun ayağı kirlenir diye!
Yine de azimle evde her akşam 2 faaliyet yapıyoruz. Acaip keyif alıyorum desem?
Suluboya yeni favorimiz. Suyu daha çok ilgisini çekse de şimdi mantar pano alıp faaliyet sergisi açacağım. Görmemişin çocuğu olmuş:)D
Bulduğum şahane bir site de var, onu da yazayım, yapanın eline sağlık. Çok güzel uğraşmış.
Alıpta beğendiğim diğer kitaplara gelince
Suluboyalı Ariel - suluboyası azıcık ama kitap çok güzel, birsürü sayfa, hemde kalın, suluboyadan dağılmıyor.
Mıknatıslı Saray- Şahane bir kitap. 30 kadar mıknatıslı parça var, 4 hikaye kitabı. Uzun zaman bizi oyalıyor. Erkekler için Mıknatıslı Garaj var.
Çıkartmalı Deniz kitabı - Kocaman bir karton deniz ve bir sürü balık-yelkenli-deniz feneri gibi çıkartma var. Üstelik naylon çıkartma olduğundan söküp başka yere istediğin kadar yapıştırabilirsin. Okuma yerleri de çok eğlenceli. Biz 3 kere oynadık ve kaldırdık, şimdi bekliyor, sonra gene çıkacak piyasaya.
Farklı olanı bul - Farklılıkları pekiştirmek için aldım. Sindire sindire çalışıyoruz. Bazıları bize büyük geliyor ama onları sonra çalışacağız.
Karşıtlıklar - Uzun-kısa-zayıf-şişman gibi söylemeye gelince doğru söyleyip kitapta gösteremedikleri için aldım. Buda şimdilik birer sayfa birer sayfa gidiyor. Bize büyük geldi.
Diğer mutfağını-ıvır zıvır oyuncakları kolileyip depoya kaldırdık. Biraz mırın kırın etti ama kırtasiye malzemeleri ve makasla kırpma işi bizi heyecanlandırdı.

Sizler neler yapıyorsunuz? Sizin beğenip tavsiye edeceğiniz birşey var mı?

3 Şubat 2010 Çarşamba

Destekliyoruz



SONUNA KADAR DESTEK!
Sizde lütfen bunu bloglarınızda yayınlayın.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Danat??

Danat kim mi? Damat tabii ki! Artık bir damadım var. Gerçi biraz tüylü müylü ama olsun, vallahi de billahi de çok yakışıklı, hakiki sarışın, kadın ruhundan anlar, kızımla arasında 5 yaş var, üstelik çok romantik.
Akşam en nihayet başlayan Canım Ailem dizisini izlemek için salona geçtik ve feryatlar başladı.
"Anneeee, seyretme Samim'iiiiiiiii, sen odama gelllllll"
"Film açarım sanaaaaaaaaa, vuaaaaaaaaaa"
"Lütlen ama lütlennnnnnnnnnn"
Cevap olarak sakince
"Haftada sadece 1 dizi seyrediyorum, odana gelemem, istersen sen gel burada otur" dedim.
Tabii ne oturması, zıpladı, koltukların minderlerini kaydırak yaptı, kaydı. Orta sehpanın üstüne çıkıp ordan kucağıma atladı. Nice sonra fiskosun üstündeki dantel örtüyü başına duvak gibi koydu, fiskosun üstünde duran vazodaki yapma Nilüfer çiçeğini de eline aldı ve yanıma geldi.
"Ben gelin oldum, prenses oldum" dedi
"Aaa, ne güzel olmuşsun" dedik.
Kucağımda uyuklayan Potuk'un yanına dikildi ve onu öptü! Hemde birkaç kez!
Hiç adeti değildir Potuk'u öpmek, genelde tekme atar da!
"Öpme kızım Potuk'u, uyuyor zavallı bak. Rahatsız etme!"
"Ama o Danat! Gelinler Danat'ları öper!"
NEEEE??
Artık ben bu kıza Disney Prenseslerini seyrettirmesem iyi olur sanırım:)D
İşte meşhur Danat!

Nasıl ama? Yakışıklı değil mi?

Güzel oğlum, bu kız doğduğundan biri bir Damat olmamıştın, onu da oldun ya, artık gözüm açık gitmem..

20 Ocak 2010 Çarşamba

Nasıl uyuyoruz ya da uyuyamıyoruz mu desem?

Uzun bir yazı olacak, baştan uyarayım. Sıkılan hiç bakmasın!
Deida'nın gitmesine sayılı günler kaldı, yaklaşık 1 ay. Bu süre içinde yaklaşık 15-20 gündür, geceleri bizim yatakta uyuyor ve uyuduğunda kendi yatağına yatırıyoruz, sabah ışıklarında gene Deida'nın yanına terfi ediyor. Dün akşamı anlatayım istiyorum, anne olacakları fikir olsun, anne olanlara yanlız değilim hissi versin, ben ilerde hatırlayayım, İdil öğrensin ne cadaloz olduğunu büyüdüğünde..

Eve gelir gelmez önce sarılıyor, defalarca öpüyorum, sıkı sıkı sarılıyorum, sonra yatak odasına gidiyoruz. Ben üstümü değişirken o, Potuk'la yatakta debeleniyor, sefil oğlumu yataktan aşağı atıyor, çığlık çığlık eğleniyor. Sonra mutfağa gidiyoruz, ağlamalar, mızıldanmalar başlıyor.
"Yemek yeme, benle oyna"
"Ama kuzum, işten geldim, açım, hemen yerim, senle oynarız"
Bazen susuyor, bazen mutfakta yerde yatıp ağlıyor,bazen çekmeceleri boşaltıyor vs.
Yemeği jet hızıyla yedikten sonra doğru odasına gidiyoruz. Muhakkak Pamuk Prenses ve 7 cüceler dvd'si açılıyor, heyecanla seyrediliyor. Dialoglar, şarkılar ezberlenmiş, birlikte söylüyoruz. Oyuncakları (cüceler, tavşan,kuş vs) filmde göründükleri saniyede bizim elimizde olmalı.
"Bak sen burdasın tavşancım, ne yapıyorsuz orda"
Bu sorular hep anneye soruluyor, tavşan bahane.
Bende değişik tonlamalarla bir Pamuk Prenses oluyorum, bir cücelerden biri,bir tavşan, bir bilmemne...
Film sırasında kendi mutfağıyla, boyalarla, oyun hamurlarıyla,bebekleriyle oynanıyor.
Film bittiğinde başka şeyler yapıyoruz.
Dün akşam benim onun odasında, o filmi seyrederken kitap okumamdan esinlenip, film bittikten sonra
"bende kitap okuycam" dedi
Asırlardır yüz vermediği kitaplardan 4-5 tane seçildi, okuduk, sevindik.
Saat 22.20 oldu
"Hadi kuzum, yatma saati geldi"
"Saat kaç"
"11" (Hep bu saatte yatmak istiyor diye saatimiz hep 11 olarak söyleniyor tarafımızdan, öğlenleri de 3.)
Pijamasını, 2 ayıcık, 1 kuzusunu, yastığını, yorganını bana taşıtıyor. Kendisi elinde Pamuk Prenses bebeği ile yatak odasına gidiyor.
Pamuk Prenses tezgaha oturtuluyor, kendi klozetin kapağını kapatıp üstüne çıkıyor, ben yanında. İkimizde dişimizi fırçalıyoruz, aynı anda, aynı hareketlerle. Ağzımızı suyla çalkalıyoruz aynı anda, aynı hareketlerle. Sonra İdil ellerini yıkama bahanesiyle kendini ıslatıyor. Havluyu alıp ellerini kuruluyor ve dişlerine aynadan bakıyor.
Dün akşam babada erken yatmaya karar verince banyodaki şenliğe o da katıldı. Sonra pijama giyildi, geceleri halen bez takıyoruz, bezimiz bağlandı. Potuk yataktan başka köşeye itelendi, yatıldı, babayla kıkırdandı, 20 dakika sonra
"Karnım ağrıyor benim"
"Neden acaba?"
"Sanırım k.kam var"
"Tamam hadi yapalım o zaman"
Soyunduk, bez çıktı, çıplak ayaklarla banyoya koştuk.
"Bebek k.ka ağlıyor mu?"
"Ya, evet, hadi yolla anne k.kayı da üzülmesin daha fazla"
"Ama çıkmıyor anne k.ka! Şarkı söyleyeyim mi?"
"Sen bilirsin"
"Benim adamda deniz merhaba deeeerrr, nereye gitsem yunuslar beklerrrr, rüzgarda şarkılarrrr, aaçlarda evlerrrrr"
Minicik bir k.ka düşer.
"Bu anne k.ka mı annesi (bana hep annesi der)?"
Ciddiyetle klozete bakıyorum
"Hımm, küçük biraz, sanırım abi k.ka bu"
"Anne k.ka nerde?"
"Karnında herhalde"
"Neden?"
Bu "neden" sorusu beni 1 aydır dertlere gark ediyor, ne cevap verirsem vereyim yine de "neden?"
"Hadi ıkın kuzumda gitsin"
"Paydos, paydosss eve dönüyoruz, paydosss paydos" (yeni şarkı)
Pıt- bir mini k.ka daha..
"Bu kim annesi?"
Yine klozette k.ka tahlili yapıyorum
"Anne k.ka bu bence"
"Ama benim gene karnım ağrıyor"
"Yap o zaman"
Bu sırada ayaklar hızla ileri geri sallanıyor, karnına çekiliyor, klozette yan dönüyor, kımıl kımıl halde..
"İdil port yaptı (pırt)"
"İyi, başka k.ka varmı annecim?"
"Hıı hıı var."
"Yap hadi o zaman"
"Annesi cüceler neden madende taş çıkarıyor"
"Para kazanmak için"
"Senin gibi mi?"
"Evet benim gibi"
"Neden?"
"Yemek alabilmek için"
"Neden"
"Karınları doysun diye"
"Neden"
"İnsanlar yemek yemek zorunda, büyümek için"
"Ama onlar küçük? Yemek yememişlermi?"
"Onlara yemek yapan olmamış herhalde"
"Neden?"
"Pamuk Prenses artık onlara yemek yapıyor canım"
"Neden?"
"Çok seviyor onları"
"Neden?"
Dialoğun bu noktasında baba
"Hadi kızım, anneyi bekletme! K.ka bittiyse gel yat artık"
"Hayır, bitmedi babişko! Hem sen bana sinirlenme, sen kızarsan bende ağlarım, sana kızarım"
Kendini ayaklarına doğru eğip yalandan ağlar burda.
"Hüüü"
Baba teşhisi koyar
"Yelloz"
Kafa kalkar İdil'de
"Ne dedi baba?"
"Hadi annecim, başka k.ka varmı?"
"Port yaptı İdil"
"Yapsın"
"Gene yaptı"
"Tamam"
"Hala yapıyor, neden?"
"Çıplak gezersen ayakların üşür, port yaparsın"
"Neden?"
10 dakika gazı mı var, k.kası mı var tartışmasından sonra yatağa yatmaya razı oldu.
Tekrar bez-pijama.
Yatağa daha sırtı değmeden
"Keloğlan konuşamıyor mu annesi?"
"Hayır, hiç denememiş" (bu dialogların filmdekinin aynı sırasında olması gerek)
"Neden?"
"Tembelmiş biraz"
Diyeceksiniz ki konuşma, uyur numarası yap. O zaman zorla gözkapaklarımı açıp "annesi-annesi" diye sesleniyor!
"Lady şarkısı söyle"
Az bir şarkı söylüyorum, sonra uykudan şarkı yarıda kalıyor
"Tinker Bell nerde yaşar annesi?"
"Ağaçta"
"Neden?"
"Periler ağaçlarda yaşarmış"
"Bizim ağaçta peri var mı?"
"Bilmem"
"Pamuk Prenses filmi düzeldi mi?" (Film başlarken çıkması gereken dil seçeneği çıkmamış, Deida filmi o gün açamamış. Bende yemekte izah etmiştim, onu soruyor.)
"Evet"
"Nasıl yapılıyor?"
"Ben gösterdim Deida'ya"
"Nasıl yapılıyor annesi??"
"Set-up'a giriliyor, ordan Language seçiliyor, ordan türkçe dili seçiliyor"
"Hee, tamam o zaman"
Baba o sırada kafayı yastığın altına gömüyor.
"Annesi?"
"Efendim?"
"Sen yarın işe gitme, lütlen!"
"Yarım gideyim de sonra gitmem" (tatiliz çünkü)
"Lütlen ama lütlen! Sen gidersen ben çok üzülürüm!"
"Tamam, yarın amcayı ararım"
"Ona de ki kızım lütlen dedi, gelemem de!"
"Tamam, hadi uyuyalım"
"Annesi?"
"Hı?"
"Deida'yı kurtarmam lazım, zavallı Deida!"
"Neden zavallı olsun? İçerde tv seyrediyor"
"Ne seyrediyor?"
"Kasaba"
"Nee?"
"Kasaba"
"Kim var orda"
Aklıma gelen ilk ismi söylemem lazım
"Ceyda"
"O kim?"
"Ressam"
"Ne çiziyor"
"Evler, ormanlar"
"Neden?"
"Seviyor resim yapmayı"
"Neden?"
"Hadi uyu artık annecim yaaa!"
Bu sırada yorgan itiliyor, yatakta ordan oraya kendini atıyor.
Burda kendimden geçmişim, o ne zaman uyudu bilmiyorum. Saat mi? En son baktığım da 23.40'tı!

4 Ocak 2010 Pazartesi

Küçük şef 2010'da en iyi dileklerini sunuyor size




2010 size ne getirdi bilmem hediye olarak ama bizim kıza "kocaaaman bi mutpak" geldi ve onu küçük şef haline getirdi.

O her ne kadar bütün oyuncakları "kargocu amca" getiriyor zannetse de aslında paraları anası veriyor, paketleri kargocular getiriyor.
Bizim "Noyel Baba" kuzuma bu mutfağı getirdi senenin son günü.

Artık yemekler İdil'den..

Sırtım yere gelmez sanıyorsunuz değil mi?

Ne gezeerr!

Tek yaptığı hepsini buzdolabına tıkıp evde gene akrobasi hareketleri yapmak.

Yeni yıla melek ablam ve eniştemle girdik, 12'yi zor yaptık ve hemen uyuduk.

Bu yılın hepinize sağlık,mutluluk,huzur ve bol kazanç getirmesini diliyorum.