16 Eylül 2010 Perşembe

Annenin kitaplığından

Şimdide sıra benim okuduklarıma geldi. Şansıma bu ara ne okuduysam çoğunu beğenmedim:(




Ben yazar sevenlerdenim. Takarım bir yazara, ne yazsa okurum. Genelde yanılmam, çok nadir sevdiğim bir yazarın sevmediğim bir kitabına rastlarım.


Sevdiğim yazarlar


Bir ara Paul Auster. Uzun zamandır yeni yazdığı romanı okumadım, birileri ensesti anlatıyor dedi, almayayım dedim. Ben onu Duman filmi hikayesi tadında seviyorum.


Orhan Pamuk. Düşündükleri ve söylemleri kendini ilgilendirir, ben ta Cevdet Bey ve Oğulları'ndan beri severim. Okumadıysanız da şiddetle tavsiye ederim. Bir tek "Kar" ve "Masumiyet Müzesi" beni hayal kırıklığına uğrattı. Hatta Masumiyet Müzesi ilk yarısı su gibi geçti de ikinci yarısı beni öldürdü ve "Kar"a rahmet okuttu.


Amin Maalouf- Ne yazsa okurum. Ortadoğu'dan çıkan çoğu yazar gibi mükemmeldir. Sadece "Beatrice'ten sonra Birinci Yüzyıl" ve "Uzaktan Aşk" beni hayal kırıklığına uğrattı. Onlarda roman türünden değildi. Son 2 kitabını okumadım onlarda roman türünden değil diye. Size her yazdığını öneririm. Semerkant, Tanios Kayası, Afrikalı Leo ama ille deYüzüncü Ad!


Maeve Binchy - Derviş hiç sevmez, çok kalabalık yazdığını söyler. Romanlarında 100 kişi vardır, hepsi biryerden birbirine bağlanır. Bol karekterli kitapları sevmezseniz almayın ama su gibi okunur, hayata umutla bakmanızı sağlar, daha ne olsun? Ama benim gözümde hala "Yanlız Kadınlar Sokağı"na erişen kitabı çıkmadı. Siz okumadıysanız en sona bunu bırakıp öyle okuyun. Hayal kırıklığına uğratmayan bir yazar beni.


Gabriel Garcia Marquez - Nasıl ki Hint edebiyatı genelde sevdiğim yazarlara sahip, Latin Amerika'da öyle. Hele Marquez'in o yarı masalsı romanları! Oku oku dur! Neyini bulursan oku, pişman olmazsın. Ben en son "Şer Saati"ni okudum.


Jamal Mahjoub "Raşit'in Dürbünü" yine severek okuduğum bir kitaptı.



Halit Hüseyni hem "Bin Muhteşem Güneş", hemde "Uçurtma Avcısı" kitaplarını çok severek okudum.


Tanıtımlarına kandığım, hatta birkaç sayfasını internette okuduğum Alexander McCall'un "Portekizce Düzensiz Filler" ve "Sosis Köpeklerin İnceliği". Okumakla birşey kaybetmedim ama sevdiğim bir yazar kazanamadım.


J.D.Salinger - "Çavdar Tarlasında Çocukları" okumuştum, bayılmıştım. Size de tavsiye ederim ama "Franky ve Zoey" kötüydü. Hayal kırıklığı oldu bana. Bir yere varmayan bir kitap.


İlk kez okuduğum Jose Saramago - "Körlük" Konu olarak çok ilginç. Bir gün biri durup dururken kör oluyor ve bu körlük tüm ülkeye yayılıyor. Sadece bir tek göz doktorunun karısı görüyor. Sonra yozlaşmalar, insan doğasının zayıflığı, duyuların yaşamdaki yeri vs işin içine giriyor. Zaman zaman tempo çok düşse de son bölümlerde giderek artan hızıyla beğendiğim bir kitap oldu. Gene de diğer kitaplarını alıp okumak için gerekli cesareti kazanamadım.



Yine ilk kez okuduğum Ken Follet "Bir Katedralin Öyküsü" güzel ve akıcı bir dönem romanı. 11 yy. İngiltere'sini anlatan iyi yazılmış bir roman. Gerçi ben baş karekterdeki (sonraki bölümlerde) Jack'in Kralın gayrımeşru çocuğu olması ihtimali üzerinde durmuştum ama bu haliyle de kolay okunur bir kitap. Kalınlığı sizi korkutmasın.



Sevdiğim Hint edebiyatından 2 yeni yazar tanıdım.

R.K.Narayan " Rehber" - İyi yazılmış, akıcı bir kitap. Evli ve kastı uygun olmayan bir kadının peşinde sürüklenen bir adamın hayatını mahvedişini anlatıyor.

Rohintoy Mistry "Uzun bir Yolculuk" ise Pakistan'ın bağımsızlığını kazanması sürecinde Pers azınlıktan bir ailenin yaşadıklarını anlatan çok daha beğendiğim bir kitap.

Ama ille Hint Edebiyatı'na başlayacaklardansanız

Arundhati Roy "Küçük Şeylerin Tanrısı" bence çok daha iyi bir seçim olur.



İlk ve muhtemelen son Japon Edebiyatı tanıma çabamda beni BUZZZZ gibi soğutan Haruki Murakami "Zemberekkuşunun Güncesi" kitabı var. Allah'ım 600 küsur sayfada insan hiç mi bir şey anlatmaz? Konu ne? Adamın kedisi kayboluyor, peşinden karısı kayboluyor, kuyuya giriyor, garip bir anne-oğula rastlıyor, kedi dönüyor, kadın dönmüyor. Bu mudur yani 600 sayfada yazılan? Budur!



En son alışverişim elime henüz ulaşmadı ama ben yine de yazayım. İnşallah okuyup beğenirim hepsini de parama acımam!

Filmi de çevrilen Elizabeth Gilbert "Ye,Dua et,Sev"



"Midak Sokağı"ndan tanıyıp çok beğendiğim Mısırlı yazar Necip Mahfuz'un üçlemesi

"Şeker Sokağı"

"Saray Sokağı"

"Şevk Sarayı"



İngiliz Edebiyatı'ndan ilk kez okuyacağım

Thomas Hardy "Çılgın Kalabalıktan Uzak"



Yunan Edebiyatı'ndan yine ilk kez okuyacağım

Rea Stathopulu "Pedal Çeviren Kadınlar"



Latin Amerika Edebiyatı'ndan yine ilk kez okuyacaklarım

Luis Sepulveda "Patagonya Ekspresi"

Arturo Perez Reverte "Flaman Tablosu"

Jorge Amado "Mucizeler Dükkanı"

Alvaro Mutis "Son Rıhtım"



Siz kitap kurtları bana yeni ve güzel kitaplar önerebilir misiniz? En son siz ne okudunuz? Sizin ev favori yazarlarınız ve kitapları neler?


Hadi pamuk parmaklar klavyeye, hep öyle "şunu yedim-bunu pişirdim-onu giydim" olmaz:)))

15 Eylül 2010 Çarşamba

İdil'in kitaplığından



Hep söylüyorum. İdil'e en fazla parayı kitaplar için döküyorum. İlk kitabını da 3 aylıkken almıştım. Uzun süre çok haşır neşir olmasa da, biz evde onun yanında çok kitap okuyamasak ta en nihayet İdil kitapları sever oldu.


O kadar mutluyum ki bundan! Her gece kitap okutuyor, gün içinde de arada kitap okutuyor, asla "yok" demiyorum, "yorgunum" demiyorum, "sonra okuruz" demiyorum.


Yeter ki kitapları sevsin.


Rahmetli babacım bize kitap getirir dururdu, o dönemde ansiklopediler, Milliyet Çocuk'lar vardı, bize taşıdı durdu, sayesinde 3 kardeşte kitap okuruz ve severiz.


Kişisel tarihimiz ya bu blog bizim, yazalım da ilerde İdil hangi kitapları okumuş hatırlarız. İdil yaşıtı çocuğu olan anneler de belki bizden görür ve alır ya da kaçarlar bu kitaplardan.


Bu ve bu yazımda anlatmıştım bazı kitaplarını, o günden bu güne şu kitaplar eklendi.




Çıkartmalara deli olduğundan ve hayvanları da sevdiğinden








Kız çocukları için Peri ve Prenses severlere hitap edecek




Tiger ve Pooh delilerine tam 200 çıkartmalı bu kitap- yanlız dikkat edin sonra bu çıkartmaları başka yerlere yapıştırmasın, bizim salonda bir duvar komple kaplanmıştı, ıncık cıncık bir sürü çıkartmayı söktük. Allah'tan kolay sökülüyor.


Mevsimleri anlatmak için aldığım Winnie ile 4 mevsim


Bundan daha yararlı olarak her mevsimi ayrı kitapta anlatan ve çizimleri çok güzel olan seri - linkini bulamadım, bir ara resmini çeker yayınlarım.


Pamuk Prenses delisi için bu kitap



Çıkartma kitapları işe yarıyor, en azından çıkartmalar çocuğun ilgisini çektiğinden ve gölgelerle çıkartmaları eşleştirmesi gerektiğinden biraz uğraştırsa da uzun süre oyalanıyor ve kitap sevdiriyor.



Dora seven kızıma şekli değişik diye bu kitabı aldım, içindekiler fena değil de şu Dora ve Diego'nun ingilizce öğretme diye kasmaları benim gıcığıma gidiyor.


Yine Winnie sever ve mıknatıslı kitapları sever kızıma bu kitap- gerçi içindeki mıknatıslı parçalar hem çok az hemde küçük olanlar hemen yırtıldığından ben pek memnun kalmadım ama kızım sevdi



Duyular- matematik işlemleri vs gibi konulara hafif başlangıçlar için fiyatları da uygun olan Tübitak'ın okul öncesi yayınlarından











Tübitak benim kıza ağır geldi, henüz ilgiyle yaklaşmadı. Bende kaldırdım kitapları biraz zaman geçsin, tekrar ortaya çıkarırım.


İlgililere- otoritelere-bilenlere soruyorum, 2006 Aralık doğumlu bir çocuk matematik alıştırmalarına hafiften başlamalı mı? Yoksa çok mu erken?



Benim pek kişisel olarak sevmediğim ama alt ıslatma-yemek yememe konusunda belki biraz yumuşatır diye aldığım Cemile serisi. 22 kitabı birden sırf yanında Cemile'nin ayısı Tombiş'i de veriyor diye aldım. Kitapların çizimi güzel, Tombiş çok küçük, dili kötü, içerik ve içindekiler kötü.

Verdiği mesajlar işe yaramaz.



Onun yerine Selda'nın önerdiği bir dolap kitaptan bulduğum Lili'nin 7 çocuğu serisi








ilaç niyetine bu seriyi muhakkak alın, bir kere kısa olduğu için sıkmıyor, ders vermiyor, çizimler dikkat çekici şekilde çocuk elinden çıkmış gibi, kelimeler çok akılda kalıcı. İdil

"Benim 7 çocuğum var, bu onlardan biri, ismi... " diye hemen ezberledi bile.

En çok okuttuğu ise yemek seçenler için olan "Dondurma yok mu Peli?"



Aslan seven İdil için düşünmeden aldığım Kütüphanedeki Aslan. İlk geldiği gece peşpeşe 4 kez okundu. Boyut olarak büyük, rahat çeviremiyor ama yastığının altında onunla uyuyor.

Muhakkak alın diyebilirim.



İsim olarak korkutucu gelse de Ev Canavarları Seri'si. Çizimler sevimli, içindeki yazılar daha büyük çocuklar için uygun ama mesela onu ağlatan Hırçınella diye bir canavar olduğuna inanmak İdil'i sevindirdi. Bazen ağladığında "Git Hırçınella! Başka çocukları ağlat! İdil ağlamak istemiyor" dediğimde "Gitmesin Hırçınellaaa!" diye onu savunacak kadar sevdi ev canavarlarını:)


Bu yaşta hem canavarlara inanıp hem de çok iplemiyorlar, o yüzden korkar zannetmeyin.

Ayrıca tembellik canavarı (adını unuttum) ve karanlıktan korkmamıza neden olan Zifiray Loş çok tatlı tipler.



Dünya üzerinde bizden farklı insanların da yaşadığını anlatmak için aldığım bu kitap ise hem çizim, hem içerik açısından çok güzel. Boyutu büyük olsa da yinede "gezegen" lafını öğrenmesi bile benim için hoş oldu.



Film izlemesine güvenerek aldığım, yaş grubu belirtilmeyen sihirli okul otobüsü serisi (link sadece en son vcd'nin ama diğer 9 vcd'yi buralardan bulabilirsiniz) yine bize biraz büyük geldi. İlerki günlere saklandı.



Sizin sevdikleriniz neler oldu? Önerileriniz var mı?


Bol okumalı günler diliyorum. Anne kitaplığında buluşmak üzere....


27 Ağustos 2010 Cuma

Bir de evlilik yıldönümü yazısı


Bugün işim yok:))

4. post mudur 5.post mudur? Hadi hayırlısı!

Tam 11 yıl oldu evleneli!

Bir sürü mücadele dolu, sıkıntı dolu, her aşaması zorlu 11 yıl!

Tanışalı ise 17 yıl!

17 yıl önceki adam değilsin - ÇOK ŞÜKÜR Kİ! 17 yıl önceki kadın değilim - MAALESEF!

Tek bildiğim kolum-bacağım gibi olduğun! Olmadığında kendimi rahatsız-eksik hissettiğim, beni her seferinde sakinleştirdiğin, panik yaptığımda dizginlediğin. Elini tutunca pasiflora içmiş gibi olduğum.. O yüzden "sen nereye ben oraya" demem! O yüzden seni yurtdışı şantiyelere göndermemem...

Uzun süre başbaşa konuşamasak da ilk fırsatta gene seninle filmlerden, kitaplardan konuşabilmem. Ama en çok İdil'den konuşmak..

Eğer bugün bu haldeysem yani memesi olmayıp da depresyona bu kadar az girdiysem senin sayende! Bana bir gün değil, bir an bile kendimi eksik ya da çirkin hissettirmedin. Hep aynı hissettirdin, eskiden neyse yine o şekilde davrandın, ne eksik ne fazla ilgi gösterdin. Bana hiç hasta muamelesi yapmadın. Bazen buna kızsam da yine de teşekkür ediyorum, sayende kafam bu halde!

Hala bana bakarken gözün ışıldadığı için çok mutlu oluyorum, söylemesen de sevildiğimi hemde çok sevildiğimi hissediyorum.

Kimseye benim hakkımda laf söyletmediğin, kendin de bana kimse hakkında laf söylemediğin için de sana teşekkür ediyorum. Her zaman arkamda olduğunu biliyorum...

Yeri geldi beni bebek gibi yıkadın, tuvalete taşıdın, bana her hastaneye yattığımızda sen baktın, işten geldin, koltuklarda yattın gene de beni hiç bırakmadın!

Kendin evde Potuk'a baktın beni yurtdışına gezmeye yolladın, hiç lafını bile etmedin, ben olsam habire kafana kakardım!

Ev işi- yemek yapmam gibi bir kasıntın hiç olmadı- eskiden Deida yokken temizlikte yaptın, yemekte yaptın. 3 öğün kahvaltı hazırlasam "yemem" demedin.

Surat astığım her seferinde sakin kalarak büyük tartışmaları- kırgınlıkları- sonradan affedilmeyecek sözleri kullanmamı önledin..

"Avradım" deyişin bile beni gururlandırıyor biliyor musun?

Evlendikten sonra aldığım 40 kg'yu hiç bir gün bile laf etmeyişine ayrıca teşekkür ederim.

"Ömrümde yaptığım en doğru şey seninle evlenmekti" demiştin bir kere, hatırlıyor musun? Ben hiç unutmadım!

Doğru adammışsın benim için , demek ki bende doğru kadınmışım senin için.

Evlenirken senden 3 şey istemiştim onlara dikkat ettin.

İdil doğana kadar biz seninle hiç kavga etmedik ama tüm tartışmalarımız İdil doğduktan sonra oldu.

Fikir ayrılığımız olsa bile bunu başkalarının yanında hiç dile getirmedin, ben çenemi tutamayıp konuşsamda...

Konuşurken kendimi dizginlemeyi- önce düşünmeyi öğrendim bu 11 yılda. İlk başlardaki yaptığım gibi en sonra söylenecek lafı en başta söylemiyorum artık...

Kalabalık aile kavramı seni hiç sarmasa da kendince fedakarlık yaptın yeri geldi akraba ziyaretlerine gittin benimle.

Hergün evde 3,5 kadınla baş etmek kolay değil biliyorum ama bizde seni memnun etmek için elimizden geleni yapıyoruz işte:))

Hala arkadaş olduğumuz günlerdeki gibi bana kankin muamelesi yapıp yanımda kadınlara bakıyorsun, küfür ediyorsun ama ben seni zaten böyle tanıdığımdan başka türlü olmanı beklemiyorum. Demek ki benimle rahatsın diye seviniyorum.

Arkadaş edinmek istemeyişin- tembelliğin- uykuya düşkün oluşun- İdil'le yanlız başına birşey yapmak istemeyişin beni kızdırsa da bana sonsuz güvendiğini bilmek beni çok rahatlatıyor. Herşeyi yapabileceğime inanıyorsun, benim gücüme, sabrıma inanıyorsun, bana inanıyorsun.

O yüzden herşeyi bana satıyorsun, hediye alma işini bile!

Kendin için birşeyi çok zor istiyorsun, hep bize birşeyler alınsın, yapılsın istiyorsun.

Tutamayacağın bir sözü asla vermiyorsun.

Bir yere gitmek istesek mızıldansan da muhakkak götürüyorsun.

Yumuşak görünmemek için kendini yırtsan da kızının tırnağını bile kesemiyorsun, beni yatarken gördün mü canın sıkılıyor, üzülüyorsun.

Toplum içinde fazla samimiyetten hiç hoşlanmıyorsun, en fazla elimi tutarsın. Yapana da kızarsın. Bugüne dek beni hiç kıskandığını hissetmedim, hiç kısıtlamadın, hiç bunu giyme demedin. Resimlerde bile öyle fazla samimiyet istemezsin.

Yarım saat sonra gelirim dersin, kapıda bitersin.

Sırf ben seviyorum diye 9 yıldır bir köpekle yatıyorsun. Hasta olduğunda gece 3-4 demiyor tuvalete çıkarıyorsun, onu yıkıyorsun.

Anında senaryo yazabiliyorsun, müthiş güzel uydurursun. Herkes sahi zanneder bir ben bir de bacın bilir dudağının ucu kıvrıksa uydurduğunu.

Her sene yazlığa -annenlere gitmeyi dört gözle beklersin, hem annenle titizliği yüzünden takışırsın hem de her sene daha Mayıs'tan kurtlanmaya başlarsın. En büyük tatil senin için orda uyumak-denize girmek-eve gelmek-yemek yemek-uyumak-yazlıktakilerin dedikodusunu yapmak.

Her erkek gibi spor delisisin üstüne Formula 1 manyağısın. Alışverişleri bile Formula 1 saatine göre ayarlarsın.

Alışverişten ölesiye nefret edersin, sayende süper hızlı alışveriş yapabiliyoruz.

Lunapark sevmezsin ama İdil'i götürdüğünde ağzın kulaklarında onunla basket oyunu oynar, kanoya binersin.

Çok iyi bir kitap okurusun, beğendiğin kitabı gece uyumaz okur bitirirsin.

Her filmi jeneriğinden tanır, hepsinin sonunu bilirsin.

Hatırlamadığın herşeyi bana sorarsın. "Bilmem nerde kim oynadıydı?" diye beni ararsın ama gün içinde ne yapıyorum diye aramazsın.

4 filmi aynı anda seyredip anlama kapasiten vardır. Matematiğin çok iyidir, benimse çok kötü. Bu yüzden benle dalga geçmeye bayılırsın.

Asla evdeki birşeyini bulamazsın. Dolabın önüne geçer "bilmem neyim nerde??" diye sorarsın, hiç aklına orayı eşeleyip bulmak gelmez. Bilirsin ki ben o şeyin yerini biliyorumdur.

Taktığın neyse onu giyer, eskitirsin. Hiç dolabın altındaki diğer t-shirte uzanmaz elin. Sorsan neyin var onu bilmezsin, gösteririz "Aaa bu nerdeydi?bende bunu arayıp duruyordum, nereye sakladınız?" diye çamur atarsın.

Hiçbir kağıdı atmazsın, arada ben kağıt temizliği yaparken de "ben olmasam çöp ev olur burası" diye konuşursun.

Ben sevgimi gösteren bir aileden geldim, o yüzden seni çok sevdiğimi hep söyledim yine söylüyorum. NİCE YILLARA DERVİŞ'İM.

Royal Portraits- Kraliyet Portreleri

BBC'den arak:))
Rastladığımda ilgiyle izlediğim programa bizden katkı!
Ana Kraliçe - Queen Mother
Kraliçe - Queen

Prenses - Her Highness
Onlardan ne eksiğimiz var Allah aşkına?

(Gülen olursa feci dayak yer haber vereyim şimdiden!!)

Modern soyguncular-özel hastaneler

Devlet hastanesiyle olan mükemmel ötesi diyaloglarımdan dolayı parama geçer sözüm diyerek mümkünse yani param varsa özel hastaneleri tercih ediyorum.
Bugüne dek memnun kaldığım bize de yakın olan -nerdeyse ailenin 4-5 yıldır tüm ameliyatlarını yapan- bir hastane var. Ancak bu hastanenin endokronoloji doktorunu sevmedim biraz paragöz.
Sonra tiroid takiplerinde bana nispeten yakın-fiyatı da nispeten uygun bir yere gittim. Tek yaptığı ayda 1- hapı 1 al-1.5 al -demek oldu. En nihayet Derviş'in arkadaşı komşumuzun annesi olan bu doktora gittiğimde bana tedavimin eksik yapıldığını vs vs birşeyler söyledi. Tekrar tahliller istedi, en önemlisi de yine ilacı kesip tarama testi istedi. Bu testi SADECE nükleer tıp bölümü olan yerler yaptığından seçenekler çok kısıtlıydı. Eski yaptırdığım yerden daha uygun fiyat verdiler o yüzden doktorda buranın doktoru diye Yeditepe'yi seçtim.
Tüm bu sıkıntılı sürecin sonunda bir TSH tahlili yapılıp eğer sonuç 40'ten yüksekse nükleer tıp bölümünden randevu almam istendi. Maltepe'de tahlili 20 TL'ye yaptırdım, bunları aradım.
Eski tahlillerimi vs istediler, faksladım. İlacı temin ettiklerini söylediler, Çarşamba gelin dediler, sonra aradılar, Cuma'ya kaldı, ilacın gümrük işlemleri aksadı dediler.
Nükleer tıp'a randevu günü gittik. Doktor bana ELİNİ bile sürmedi, önceden faksladığım tahlillere bakıp "hımm uygun görünüyor" dedi. TG diye bir değere bugüne dek bakılmadığını, bunun çekim sonuçlarını değerlendirmede etken olduğunu söyleyip hazır bakılmışken TSH'ı Pazar günü yaptırdığımı için TSH'ı da tekrar yaptıralım bakalım dediler. Kan verdik, nükleer tıp'a gelip ilacı içirdiler ve hemen eve gitmemi, insanlarla temas etmeden pazartesi sabahı gelmemi istediler. Ben apar topar etrafa radyasyon bulaşmasın diye arabaya koştum. Derviş ödeme için orda kaldı. Benle konuştukları para 500 TL'ydi gelen fatura 926 TL!
Şok oldum ama geri dönüp tartışmadım çünkü radyasyon almıştım ve insanlara yakın olmamam gerekiyordu. Pazartesi çekime geldiğimde faturaya itiraz ettim. Çünkü
1- Doktor bana elini dahi sürmemesine rağmen, sadece tahlilleri inceleyip "hımm uygun görünüyor" dediği için muayene ücreti 130 TL
2- Diğer yerde 20 TL olan TSH'ı 68 TL'ye yaptılar
3- 500 TL dedikleri çekime de 640 TL fatura ettiler.

İlk 2 maddeyi "hastane fiyat politikamız bu şekilde" diye itirazımı kabul etmediler ama 3.madde için 140 TL iade ettiler.
Şimdi bunlar modern soyguncu değil de ne???

26 Ağustos 2010 Perşembe

Aynıyız aslında...

Pazartesi 2 ayrı hastanede 3,5 saat çekim yapıldıktan , eve gidip özgürce kuzumla aşk yaşadıktan sonra o gün hem 42.yaşıma girdiğim hemde 11. evlilik yıldönümümüzü kutladığımız için hane halkıyla dışarda yemek yedik. Öncesinde ben Derviş'e spor ayakkabı, o bana sandalet aldı. Hediyeleri kendimiz beğendik. İdil herkese telefonda babasıyla bana ayakkabı aldıklarını bugün benim doğumgünüm olduğunu söyledi durdu. Sonra "annesi ben sana ay alıcammm, yıldız alıcaaam bide aydede alıcamm hediye olarak" dedi. Kendisi benim dünyamken bana gökyüzünü armağan etmek istedi.

Salı kalan işlerimi topladım.
Dün sonuçları gösterme ve birbirimize sevinçle sarılma günüydü. Ablam, tatili zehir olan ablam hıçkıra hıçkıra ağladı sevinçten..
Sonra bizim antisosyal Derviş'in feysbuk'tan bulduğu Türkiye'den göçen Ermeni yurttaşlarımızdan Beyrut'a yerleşen birileri ilk kez eşi ve 3 arkadaşı ile İstanbul'a geldi.
Pazar günü uçaktan indiler 1-2 gün kendileri gezdi, Çarşamba doktor çıkışı buluşmak üzere sözleştik.
Tophaneye ulaştımız 11.00'de birbirimizi ilk gördüğümüzde sanki yabancı değilmişiz gibi hiç susmadan konuştuk.
Derviş'in arkadaşı Adana Ermenisi'ymiş. Evde hep Türkçe konuşurmuş büyükleri, dolayısıyla bizim adamcağız gayet iyi Türkçe konuşuyor. Eşi de Konya Ermenisi'ymiş ve Türkçe'yi tv dizilerinden öğrenmiş. Diğer 2 arkadaşından biri Urfa Ermenisi diğeri Karaman Ermenisi'ymiş ve onlar Türkçe anlamalarına rağmen biri az konuşuyordu, diğeri yaşı en genç olan hiç Türkçe konuşamıyordu. Diğer 2 arkadaştan genç olan Türkler hakkında biraz çekingenmiş ve bizimle buluşmak istememiş.
Dostlarımızı önce istedikleri gibi Ayasofya'ya götürdük. Azameti hakkında yeni birşey söylemek mümkün değil ama KEŞKE Ayasofya hakkında detaylı bilgimiz olsaydı. Konuklara fazla birşey anlatamayınca utandık desem?
Çıkışta Kapalıçarşı'nın büyüklüğünü duyunca önce yemek yiyelim dediler ve Sultanahmet Köfteci'sine girdik. Bugüne kadar burada yediğimiz en güzel köfte dediler ve gurme sınıfından kaydımı yaptılar. Kısa bir Kapalıçarşı ve Beyazıt turundan sonra Laleli'ye geçtik. Laleli Rus toptan deposu olmuş, perakende 1 adet t-shirt bile satmıyorlar.
Hanımın alışveriş isteğini karşılamak üzere Kadıköy'e geçtik. Hiçbir yere uğramadan Baylan Pastanesi'ne daldık ve Cup Griye yedik. Gurmeden 2.tam puanları aldım. Kadıköy'de 3 saat süren alışveriş seansının ardından kendimizi Göztepe'deki Çukurova Kebabçısı'na attık. Bizim dostlar burayı da öve öve bitiremedi ve gecenin 3.tam puanını burdan aldım.
Türklerden hoşlanmayan genç arkadaş "ben sizle burda 2 gün daha kalsam bir Türk kızı alır evlenirim" dedi:))) Tıka basa yenen yemeğin ardından Fenerbahçe'de çay içmeye gittik. Marina'da oturmuşken abimlere denk geldik ve bizim minik arabadan abimin minibüse terfi ettik. Dostları kaldıkları Tophane'ye bıraktıktan sonra sabah saat 02.00'de eve girdik.

11 yıldır ilk kez bu kadar gezdik, 3.5 yıldır ilk kez kızımızı evde bırakıp eğlendik.
Çok güldük, birlikte ölen babalarımız için ağladık, aynı kelimeleri kullandığımızı keşfettik, kimse kimseye eskiler hakkında birşey söylemedi, kimse kimseyi üzmedi. Zeki Müren dinleyip efkarlandık, Aşk-ı Memnu'dan bahsettik.
Hep hayıflandılar neden ilk günden bizimle birlikte olmadıkları için.
Genç olan dostumuz neden Türkçe konuşamıyor diye hayıflandı, giderken 3 kez sarılıp öptüler bizi adetleri üzerine.
Ailesi toptan ordan-burdan göçmen olan benim gibi biri zaten milliyetçi olamaz ama Derviş ki milliyetçidir, o bile dostlarını çok sevdi! Aynıyız aslında, politikacılar, küçük hesaplar olmasa hep aynıyız. Geçmişin hatalarını tekrar etmemek önemli olan, kendini önyargılara kaptırmamak..
3-4 kuşak öncesinden gelen sorunlardan bahsedip ayrımları sivriltmektense birlikte müzikten, yemekten zevk almak. Kaybettiklerimizi anmak "keşke bu kebabı yeseydi" diyebilmek, "annem şahane içli köfte yapar" diyebilmek, birbirimize yemek tarif etmek, "aa, bizim köfte bu" demek..
İnsan olmak, şu bu diye karşındakini sınıflandırmamak daha iyi değil mi?
Seneye Lübnan'da buluşmak üzere söz aldılar sıkı sıkı...
4 saatlik uyku sonrası işe gelen bünyeye dayanan akşam 16.50'ye dek süren hesap ekstrelerinin mutabakatı vs işleri bitmek bilmedi...
Dilimde hep aynı laf
"Benim gece hayatım bitmiş"
Kızlar
"Sen yaşlı başlı kadınsın ne işin var geceleri sokakta?" dese de yine olsa yine yaparım (sanırım).

Cumartesi sazlı-sözlü bir eğlence için bize söz verdittiler. Ama 11 yıllık ara nedeniyle bekarlık gezmelerinden kalan informasyon stoğum bittiğinden acil yardım talep ediyorum.
Yemek-fasıl-içki güzel neresini tavsiye edersiniz İstanbul'da?

Haberler iyi

İlacın temin sorunundan Cuma verilen-Pazar çekim yapılan işlemden temiz raporu aldım!
Artık 2.atom YOK!
Mutluyum, DELİLER GİBİ!!