22 Şubat 2011 Salı

1,5 saatte 4 yaşında bir kız çocuğunun başına kaç kaza gelebilir?

İşte size uzmanlık sorusu. Cevapları alalım?

Şimdi anlatalım kaç kaza gelir'i.

Deida yine 3 ayda bir yaptığı gibi Gürcistan turunda. Zavallı meleğim ablam iş başında, eniştem sabah 06.50 akşam 18.50 arası Maltepe- Cevizli Dragos servisi mesaisinde.

Üstelik ablamda bu sene tüm ailemiz gibi keçi midir nedir o gripten muzdaripken gene de her zamanki gibi hızır acil servis olarak yetişti.

Eniştemde sağolsun her sabahın köründe meleğimizi bırakıyor, akşam alıyor.

Haklarını nasıl öderim hiç bilmiyorum. Allah razı olsun.

Neyse efendim, akşam 18.30'da geldim, ablamla hoşbeş, üstümü değiştim. Eniştem 19.00 gibi ablamı aldı. Bizde İdil'in fırtına estirdiği odasını toplamaya başladık. Aslında oda bin betermiş, ablam 2 poşet eşyayı İdil'e toplattırmış. Ama toplamaya alışık olmayan kımıl zararlısı hanımdudu yorulunca ara vermişler. Bizim topladığımız fırtınadan arta kalanlar.

Bu arada bu hatun hem dağınık hem de babaannesi kılıklı titiz. Herşeyinin yeri ayrı. Diyelim doktorculuk oyuncaklarını takılarının arasına koyamazsın. O toplarken koyar, sonra oynarken bakar ki araya karışmış, bir de fırça atar.

"Bu doktorculuk şeyi! Niye buraya koyuyorsunuz? Bunun yeri beyaz torba" diye de öğretir!

Velhasıl yarım saat odayı topladık. Toplarken ben düzgün düzgün toplarım ama o eline alır bir oyuncak, güya torbaya koyacak, evirir çevirir, oynar. Maksat vakit geçsin de anası toplasın herşeyi!

Saat 19.30 civarı toplama işi bitti, salonu topladım, sonra yemek işine giriştim. Deida giderken yemek bırakır ama elinin ayarı olmadığından yaptığı herşeyi 1 hafta yeriz. O yüzden bu kez birşey pişirme dedim, hazır vs işi hallederiz. Dünde İdil'den kalan patates kızartmalarını yumurta kırıp annemle yedik. Hatuna teyzesi ben geldiğimde yedirdiğinden o içerde tv seyrediyordu. Ben yemeğe başlamadan elma istedi, soyup verdim.

Biz yemekteyken bir şangırtı ve bir ağlama sesi geldi. Ben daha yanına gidemeden o mutfağa geldi. Tabağı kırmış, ona ağlıyor.

"Üzülme kızım. Kırılsın. Sana birşey olmasın da ben toplarım şimdi orayı" dedim.

Sarıldı bana, bir yandan üzerini kontrol ediyorum birşey varmı diye. Sonra kafasını kaldırınca t-shirt'ümün üstünde kan gördük. O daha fena ağladı, ben sakin görünürken hızlıca kontrol ettim. Parmakta ufak bir kesik. Kan dursun diye peçeteyle bastırırken diğer elimle yara bandı açmaya çalıştım. Sonra İdil'e "Peçeteyi tutup sıkıca bas" dedim, o halen "yara bandı istemem" diye ağlarken hem ona yara bandının iyi geleceğini anlatıp hem de bandı yapıştırdım, diğer taraftan onu sakinleştirmeye çalıştım.

Sonra salona camları toplamaya gittiğimde Potuk'un elmaları yediğini gördüm. Aklım ona takıldı. Acaba elmaları yiyeyim derken arada minik camları da yutar mı? Ayağına cam batar mı?

İdil içerden hala ağlamakla ağlamamak arası mızırdanırken, Potuk'u kontrol ettim. Neyse ki onda birşey yok. Sadece benden önce cam yutmamış olmasını umut ettim. Camları güzelce süpürdüm.

İdil'e terlik giydirdim.

"Sakın çıkarma terlikleri. Yerde cam kırıkları kalabilir" diye gözünü korkuttum.

Neyse korkudan mutfakta kaldı yanımda. Kucağımda oturdu ben yemek yedim.

Annemin ilaçlarını verdim. Sonra solunum makinasını bağladım. Sonra mutfağı topladım. Sonra annemin ağzı yara olmasın diye kaynamış soğumuş suya karbonat hazırlayıp gargara yapması için ona verdim.

İdil bu arada Winx'leri ve ardından Pop Pixie'leri seyretti. Yani 1 saate yakın hareket etmedi.
Saat 20.15 civarı salonda işler bitmiş oturduk. Jelibon tarzı şeker yemek istedi. Yemek yediği için günde 2 taneye izin var. Tane ama paket değil. Sık da alınmaz zaten.

Daha ilkini yerken boğazına takıldı. Nefes alamadı. Kızardı. Hızlıca sırtına vurdum, ağzına parmağımla çengel attım, nihayet nefes aldı. Paniklediğimi o kadar belli etmiyorum ki annem hiç oralı olmuyor

"Helal kızım" diyor habire...

O sıra Derviş içeri girdi, Potuk'u alıp tuvalete çıkardı. O gelen kadar onun yemeğini hazırladım. Ardından hem kendim hem İdil yıkanacakken yara bandı ıslanır diye korkan hanımdudu ağladı, yıkanmak istemedi. Peki dedim, onu giydirdim, dişleri fırçaladık, o beni bekledi,ben yıkandım.

Sonra yatağa oturduk. 2 kitap okuduk. Bu arada bizim kımıl zararlısı yatakta zıplıyor,

"Oyuncağım düştü" diye yatakla duvar arasındaki boşluğa indi, sonra orası dar olduğundan orada sıkıştı! Panikledi, ben hala sakin gibi görünüp gecenin son kurtarma operasyonunu da yapıp onu çıkardım. Gündüz uyumadığı için hemen sızdı. Saat 21.10.

Ben yataktan kalkıp salona geldim. Suratım beyaz.

Derviş

"Ne oldu hanım?" dedi

"Bir buçuk saate kaç vukuat olur sence bu kızla?"

"Bilmem"

"3!..1 kesik parmak-1 boğulma- 1 sıkışma vakası!"

"Dur ben sana bir kahve yapayım"

"İyi olur vallahi"

Kahveleri içerkende Cesar'ın "Köpeklere Fısıldayan Adam"ını seyrettik.

Hala başım ağrıyor desem inanırsınız değil mi?

1 yorum:

annesiningülü dedi ki...

of görünmez kazalar. şükür tehlikeli birşey olmamış canım... ama korkusu yeter. iyi panik olduğunu belli etmiyorsun ben kızdan önce feryat figan olurum nedense :(