3 Şubat 2009 Salı

Dört ayaklı bir evlat sahibi olmak






























Hayvansever misiniz bilmem ama ben başta köpeklerden olmak üzere tüm hayvanlardan çok korkardım. Annem zaten namazlı abdestli olduğundan evde kuş bile istemezdi. 1993'te benimle aynı işyerinde işe başlayan, sonra en yakın kankam olan,sonra ona kız ayarladığım,onun benim tüm flörtlerimi bildiği arkadaşımla nişanlanınca onun o dönem beraber oturduğu arkadaşına gidip gelmeye başladım. Bir terrier'leri var, kontes, 15 yaşlarında yani yaşlı. Ama Allah'ım ne yelloz, ısırır eder. Ben tabii korkudan gayet seviyeli bir beraberlik yaşıyordum Kontes'le. Allah razı olsun sahibinden ben geldiğimde kapatmadı Kontes'i bir başka odaya. Seviyeliydik Kontes'le bir iki yıl. Sonra zavallıcık kanser oldu, mahzunlaştı. Gelip kucağıma yatıp kendini sevdirmeye başladı. Üzülüyordum onun için. Acısı vardı belliydi işte. Bir gece arkadaşlar bizi de alıp onu uyutmaya götürdüler. Artık inliyordu yavrum acıdan, dayanamadılar. O gece sanki bir arkadaşım ölmüş gibi ağladım onlarla. Bu cazgır kontes bana hayvanları sevdirdi ya kardeşim! Onun dünyaya gelme amacı belki benim gönül gözümü açmaktı kim bilir?
Sonrasında kriz bahanesi ile işten çıkarıldım, ağladım zırladım, 4 ay sonra sekreterlik işi buldum. Tam 1 ay çalıştım, bir başka yerde daha iyi şartlarda iş buldum. İşyerine ayrılmak istediğimi söyledim ve küttt meme kanserine yakalandım. Mecburen işten ayrıldım, öteki yere de başlayamadım. Ameliyat,Kemoterapiler, radyoterapiler vs derken tam 3,5 yıl iş aradım. Bu arada orta 1'den beri arkadaşım olan has arkadaşım 1 Nilgün bir veteriner ile nişanlanmıştı. Bana moral olsun diye Tolga'nın (veteriner) hastalarından birinin doğacak yavrusunu hediye etmek istediler. Çok sevindim tabii, heyecanla köpeğin doğurmasını bekledik, doğum oldu fakat sahibinin oğlu yavruyu bir başka aileye satmış. O kadar üzüldüm ki anlatamam. Bir hafta sonra Nilgün aradı telefonla. Sattıkları aile bakamayacaklarını anlayıp geri getirmişler yavruyu.
"Yere gazete kağıdı ser, beni bekle" dedi ve telefonu kapattı. Ne olduğunu anlayamadım bile. Sonra kucağında tomak tomak bir yavru ile içeri girdi. Yavruyu yere indirdi, hemen gidip gazetelere işedi ve Potuk o günden sonra benim ilk aşkım oldu.
2 aylıktı bize geldiğinde ama hiç 2 aylık gibi değildi. Akşam Semih geldiğinde kucağına verdim yavruyu. Görür görmez "aman ne Potuk (deve yavrusu) bir şey bu" dedi ve yavrumuzun adı da belirlenmiş oldu. İlk 20 gün aşıları yapılmadığı için evden çıkmadık. Sonra ilk sokağa çıkarttığımızda kar yağmıştı, karlara basmaktan korktu şapşal, merdivenlerden inemedi korktu. Rahmetli babam sırf onu görmek için abimle bir gün hastaneye gitmeden bize geldi, arabaya götürdüm Potuk'u, babam merdivenleri çıkmasın diye. Arabada kucağına alıp çok sevmişti Potuk'u.
Ablam ve eniştem nerdeyse evde bebek varmış gibi sık sık Potuk'u sevmeye bize geldiler. Bir annem sevmedi Potuk'u, halen de sevmez ya:)P
5-6 aylıkken bir gün halıya kaka yaptı, sonra devamlı kısa aralıklarla kaka yaptı. Tolga'yı aradık telaşla. Sabah getirmemizi istedi. Sabah erken salya sümük ablamı aradım, eniştem sağolsun bizi veterinere götürdü. Meğer çok ölümcül bir hastalık olan kanlı ishale yakalanmış bizim Potuş!
20 gün sabah akşam serumlar ve antikorlar yapılması gerekti. Ayrıca epeyde bir para tutacaktı. Sağolsun Ablam (benim meleğim) hiç duraksamadan bana borç para verdi, tedaviyi başlattık.
Tolga "Bırak git burda boşuna başında bekleme, birşey olursa ben seni ararım" dedi ama ne mümkün? Ben minik tüylü patileri tutup beni bırakmamasını, birlikte daha nice güzel seneler yaşayacağımızı söyledim durdum. Sabah veteriner dükkanını Tolga ile açıyorduk, akşam beraber kapatıyorduk. Bu arada yıkayamıyordukta. Çok kötü kokuyordu, evden veteriner çok ters kaldığından, zaten minibüsler hayvan almadığından taksi ile gidiyorduk. Bazı şoför istemiyordu hayvan almayı, bazen epey bekliyordum taksi için. Hastayken bir sefer anneme gittiğimde rahmetli babam bile ağlamıştı Potuk'un o haline. "Gülnaz, bak hayvan nasıl bitkin düşmüş, hastalığı belli işte" diye. Potuk'u "Zembil kulak" (Cocker olduğu için kulaklar yelken gibidir de), "Deli P.zvenk" (hareketli bir yavruydu, ısırırdı dişlerini kaşımak için), "Eşşek herifin damadı" diye severdi babacım.
Sonunda çok şükür iyi bakım ve sevgimiz sayesinde Potuk iyileşti.
Potuk şu an tam 8 yaşında, artık orta yaşlı. Genelde kuyruğunun altını yalaya yalaya yara yapmak dışında sağlıklı.
Kanser olduğumu anne-babam ve kayınvalide-kayınpederim bilmediklerinden neden uzun süre çocuk yapmadığımızı sordularda sordular. Ulan zaten 5 yıl adeti kessin, kanseri tetikleyen östrojen hormonu salgılamasın diye ilaç kullandırdılar nasıl çocuk sahibi olalım? Tabii bunları diyemiyoruz, "ekonomik durum"a sığınıyoruz.
İlaç tedavisi bitince tüp bebek denedik. İlkinde tuttu, ancak testi yaptırdığımın ertesi günü düşük oldu. Zorla borç harç 2.tüp bebeği denedik, o da tuttu, normal yollarla hamile kalmadığım için hamilelikte salgılanan bir hormonu dışardan almak zorunda kaldım. Tam 400 iğne yedim p.pomdan! 3 ayda hemde. Ondan sonra da 2'li testte çıkan down sendromu riski, kanama ile gelen düşük riski, amniyonsentez'le gelen düşük riski vs derken zor bela doğum yaptım. Hamileyken tüm aile büyükleri ve tüm akrabalar "at o köpeği, ver birine, ver bir fabrikaya, bebeğe zarar verir" dedi durdu.
Köpek dedikleri şey benim ilk evladım. Dört ayaklı bir evlat sahibi olan anlar. Kocanız size bu kadar düşkün olmaz. 2 dakika bakkala gidin, geri geldiğinizde 100 yıldır sizi görmemiş gibi karşılar. Bu dünyada tek siz varsınızdır, sizden başkasına düşkün değildir. Yürüyüşe gitmek için kayışını tutarsınız deliye döner, uzun yürütürseniz sevinçten dönüşte üstünüze atlayıp elinizi yalar, teşekkür eder.
Nerde oturursanız o ordadır. Ben eğer tekli kanapelerde ya da sandalyede oturduysam, yani yanımda oturacağı yer yoksa ayak ucumda yatar, tuvalete kalkarsam uykuda bile olsa benimle kalkar. Banyo yaparım kapıda beni bekler. Gece bizimle yatar, ille benim tarafıma gelir. Bende bel fıtığı olduğu için sırt üstü yatamam, yan dönerim. Potuk'ta bel çukuruma kafasını koyar ve yatar. Gece bazen bir ağırlıkla uyanırım, üstüme serilmiştir. Yazın sıcakta iterim serin yatayım diye, gene gelir yanıma yatar. İlle bir yeri bir yerime değerek uyur. Bu dünyada benden başkası yoktur onun için. 2 aylıktan beri bakıp büyütmüşüm, nasıl veririm birine?
Üstelik tatile onunla gidemediğimiz için eşim ayrı ben ayrı tatile gideriz. Bir keresinde telefonda benim sesimi dinletmiş Semih, Potuk deli gibi evin içinde koşup beni aramaya başlamış. Ben şimdi böyle bir evladı nereye vereyim?
Tolga'yı arayıp sorduk hamileyken. Kendisininde evde kurt köpeği vardı bebekleri olduğunda. "Aşılarını ihmal etmezsen ve traş edip tüylerinden kurtulursan hiçbirşey olmaz" dedi. Tabii eğer bebek alerjik değilse. Eşimde bu arada hep benim tarafımdaydı, Potuk'u verme lafını hiç kabul etmedi sağolsun.
Hep dua ettim, Allah'tan İdil'de alerji falan çıkmadı. Çıkarsa ne yapardım bilemiyorum.
Doğum için anneme gittik. Aylardan Aralık, annemde lohusalığı geçireceğiz, annemin bakımını yapan kadıncağız kendi isteğiyle ben bebeğe de bakarım demişti.
Hastaneye gittik doğum sabahı ve tabii 3 gün orda kaldık. Bu arada Potuk ne yemek yemiş, ne su içmiş. Annem "ölecek bu" diye sevinmiş. Biz eve bebekle geldiğimizde resmen üzerimize atladı, delirdi sevinçten.
Kapıdan daha girmeden İdil'i Potuk'a koklattım. Kuyruk deli gibi sallandı, biraz kokladı ve ilgisini çekmedi İdil. Sonra ne zaman İdil kucağımdayken Potuk'ta gelirse onu hiç ittirmedim. Bir tarafımda İdil, bir tarafımda Potuk oturduk. Bazen kafasını İdil'in ayaklarına dayar yatardı. Hastaneden geldiğimiz ilk gece annem "hayvan bari sizin odanızda yatmasın" dedi. Kapıyı kitledik, garibim dışarda inlemeye başladı. Neden odadan atıldığını anlamıyordu ki! Sonunda kapıyı açtım, ben İdil'e uzak köşede yattım ve Potuk hiç İdil'in yanına gitmedi, düzen böylece kuruldu. Her İdil ağladığında Potuk'ta kalktı, benimle salonda tur attı. Eşim, annem hor hor uyurken Potuk İdil'in tüm gaz çıkarma, uyutma seanslarına benim yanımdan bir saniye ayrılmadı. İdil yüzünden uykusuz kaldı, ayakta uyuduğu günler oldu. Gözler açık ama uyuyor belli:)
Sonraları İdil'in bakıcılığını üstlendi. İdil ağladıysa ve Deida duymadıysa koşup Deida'nın yanına havlamaya başladı. İdil ilk kez 8 aylıkken ateşlendi, 7 senedir sadece benle yatan Potuk gidip İdil'in kapısının önünde yattı. Kaldıramadık ordan, gündüz'de İdil'in odasında uyudu kızım hastayken. Onu korudu kendince.
İdil ayaklandığında ise zulüm başladı. Kulakları çekildi, kuyruğu çekildi. Biz hiç yanlız bırakmadık İdil'le Potuk'u, ama gene de iki arada bir derede yapacağından eksik kalmadı bizim zilli. İlk başlarda sadece kaçtı Potuk. Dar yerlerde saklandı İdil ona erişemesin diye ama bizim kuzu böylesi hamlelere çok alıştı ve heryerde tacize devam etti.
Şimdilerde hırlıyor ama İdil zillisi sen kime hırlıyorsun der gibi bir tokat atıyor ve taciz kaldığı yerden devam ediyor.
Diyelimki kanapede oturuyoruz, Potuk kendince İdil'in oturmadığı tarafta yerde yatıyor, ama İdil sırf onu taciz edebilmek için o taraftan aşağı iniyor ve inerken zavallının üstüne basıyor.
Fakat seviyorda "abim" diyor Potuk için.
Yazın Babaanneye tatile gittiğimizde Potuk'u götüremedik. Babaannede Potuk sevmezgillerden. Üstelik annemi ve Deida'yı da götürdüğümüz için bakacak kimse sıkıntısı yaşadık. Temizliğe gelen Esma ablamız "ben bakarım Potuk'a evimde" dedi.
Bir gece evvel gelip Potuk'u, mamasını, su kabını alıp götürdü. O gidince ben bir fena oldum, sanki tamamen Potuk'u vermişim gibi tam 1 saat mutfakta oturup ağladım.
O gece Potuk hiç uyumamış, benim Esma'ya verdiğim koltuk minderlerinde oturmuş, ağlamış. Biz araba ile daha babaanneye doğru yoldayken sabah saat 07.00 gibi Esma arayınca kesin bir şey oldu Potuk'a dedim, aklım gitti. Meğer Esma'nın annesi hastalanmış, Esma oraya gideceği için sağolsun gene melek Ablam aldı Potuk'u evine.
1 hafta orda kaldı Potuk. Ablam onunla ayrı bir odada yatmış ama gene geceleri uyumamış hiç, bizi beklemiş. Babaanneden döndüğümüz gün saat sabahın 06.00'sıydı. İdil araba park edince uyadı ve "Potuk bek (bekle)" dedi durdu. Ablam ve eniştem öğlen Potuk'u getirdiğinde üçümüz yıllardır hasret insanlar gibi birbirimizi yaladık:)
Yani dört ayaklı evlat sahibi olmak çok güzel ve çok zor.
Aşılarını aksatmayacaksın, traşını ihmal etmeyeceksin, kar-yağmur-çamur demeyecek ve her sabah - akşam sokağa tuvalete çıkaracaksın, gelince eğer ayakları kirliyse yıkayıp fön makinesi ile kurutacaksın ki üşütüp hasta olmasın, bebe şampuanları ile yıkayacaksın derisi alerji olmasın, babam öldüğü günün akşamı bile eve gidip Potuk'u tuvalete çıkarmıştık, hastalandığında bakacaksın, ilaçlarını vereceksin saatinde, sokakta deli gibi koşmasını engelleyeceksin, bazen bana Potuk'un yaptığı gibi dişi köpek görüp sürükleneceksin. Beni düşürüp tandodumu koparmıştı ve tam 3 hafta ayağım alçılı işe gidip gelmek zorunda kalmıştım. Bir ayağımda kendi ayakkabım, bir ayağımda yeğenimin 44 numara spor ayakkabısı..
Tatillerden fegarat edeceksin, ne kadarda yorgun olsan onunla oynayacaksın ama illede çok seveceksin. Yolda tasma ile bağlı olmasına rağmen ve sakin sakin yürümesine rağmen sanki tasmasız Rotweiler gezdiriyormuşsun gibi çığlık atıp hayvanı korkutanlara Ya Sabır çekeceksin, kendini bilmez sersemlerin "kedi mi o","yok oğlum benim kedim bile bundan saldırgan", "benim köpekle kapıştıralım mı" gibi insanlıktan uzak iki ayaklı hayvanlarla münakaşa etmeyeceksin.
Oğlum, Allah'a her zaman şükrediyorum ki seni bana verdi. Sen benim ilk göz ağrımsın. O ıslak burnunu bana dayayıp ağladığım zaman gözyaşlarımı yaladın, beni hiç bırakmadın. Bunalımlarımı nefesinle süpürdün uzaklara, kızıma iyi davrandın, onu bir kere bile ısırmadın. Biz sana İdil'in yaptıklarının yarısını yapsak çoktan bir diş attıydın ama onun bebek olduğunu bildin, zarar vermedin, aksine korudun. İdil küçükken tanımadığın insanların onu kucağına almasına izin vermedin. Tipine beğenmediğin kişilere deli gibi havladın. Bana daha iyi bir insan olmayı, daha sevgi dolu ve sevecen olmayı, daha verici olmayı öğrettin. O güzel ve manalı bakan kahverengi gözlerinle her yediğim lokmayı boğazıma dizdin. Annecim, sana kendi mamandan başka bir şey verirsek alerji olup kabarıyorsun, anla artık sana yemek veremem. Ama İdil maaşallah her yediğini sana da verdiğinden kuyruk yaran hep kötü be oğlum! Hele sana yemek vermediğimde o güzel gözlerin düşüp böyle üzgün ve küskün bakmıyor musun, sana gene bayılıyorum o zaman be annem!
Güzel oğlum, akıllı oğlum, ben seni böyle seviyorum diye İdil'de böyle söylüyor ama sen ona gene de pek güvenme, sağı solu belli olmaz. Teşekkür ederim İdil'i kıskanmadığın, aksine sahiplendiğin için. Anneannen (o kabul etmez anneanneliği ama olsun) senin için "kıskanır da yer bu çocuğu bu hayvan" derdi ama sen herkesi haksız çıkardın, bizi haklı çıkardın.
Kuzum, yakışıklı oğlum. Umarım çok uzun yıllar bizimle sağlıkla birlikte olursun.
Seni hep çok seviyorum ve seveceğim.
Annen.

6 yorum:

PrimaRima dedi ki...

Ben uzakdan sevenlerdenim hatta biraz korkanlardan, ama çok şükürki kızım şu an için deli oluyor çok seviyor kedi köpekleri...alıp bakmaya cesaret edemezdim hala da edemem.
Ne kadar güzel anlatmıssınız Aysen hanım bayıldım.Kitap gibi okudum:)ve çok hoşuma gitti...başka olurmuş sevgileri, evlatdan ayırt edilmezmiş ya, onu bir kerede sizin yazınız İle anladım.

Belkıs Güler Gökçayır dedi ki...

Ya resmen doldum üstüne bide dayanamayıp taştım, taşmışlığın üstüne şu anenenin cümlesiylede bi kahkaha attım :))) Eline sağlık Ayşencim çok güzel yazmışsın. Hayvan sevgisinin başka birşey olduğunu bi kez daha algıladım.

benimkuzum dedi ki...

ne çok isterdim hardal'ında potuk gibi irem'le beraber olabilmesini ama olmadı , bunca aydır birbirlerini görmediler bile , bebekken almış eşim, 3 yaşındaydı ben tanıştığımda, kayınvalidem sen çocuklu bir adamla evlendin der hep :)hayatında sadece eşim varken ben geldim , kıskandı , paylaşmak istemedi , eğer koltukta uzanmışsa ve ben odaya girmişsem havladı odaya sokmadı , kayınvalidemi , eltimi , beni ısırdı , psikolaga götürdük , sakinleştirici verildi olmadı , kısırlaştırdık , eve döndüğü gün , kafasında hunisi ile yemek yiyemiyecek diye elimle beslemek isterken yine ısırdı, eskiye göre eh biraz sakinledi ama hep tetikte olduk, doktoru eşime size tapıyor ve paylaşmak istemiyor dedi , hamile kalınca nasıl sorun oldu başkalarına :) 8. ayıma kadar ben gezdirdim sabah akşam tuhaf tuhaf bakardı yoldan geçenler , çocuklara karşı inanılmaz asabi dolaştırırken çocuk görmesin kıyamet kopuyor , güvenemedik ikisini biraraya getiremedik , sabah irem'i kayınvalideme götürüyorum hardalı alıp eve dönüyorum , akşam da tam tersi , son iki yıldır büyük haksızlık yapıyoruz ona ama çözüm olarak bunu bulduk , 13 yaşında şu an, çok ama çok akıllı , ne çiş ne de kaka sorunu hiç yaşamadım ,
idil'le potuk'un beraber resimlerine içim gitti bayıldım, potuk çok şanslı annesi onu çok seviyor , herkesin yüreğinde hayvan sevgisi olması dileğiyle
sevgiler figen

aysencifci dedi ki...

Evet Ebru, hakikaten evlattan ayırt edemem. Daha dün akşam koltukta oturuyordum, İdil yerde oynuyordu, hemen gelip kucağıma boylu boyunca yattı. Aklı sıra kalkmamı engelliyor. Annemde nasıl sıkılmıyorsun dedi. Bende sen bizden sıkılıyormusun dedim. İnsan evladından sıkılmaz dedi. E, oda benim evladım dedim. Sadece doğurmadım Potuk'u. Onun dışında sevgisi İdil'le hemen hemen aynı.
Belkıs'cığım, hayvan sahipleri onlara hayvan denmesinden hoşlanmaz biliyormusun:)P Oğlun ya da kızın denmesini isterler. Benim saf annemin bir macerasını daha anlatayım da gül. Potuk'u traşa götürdük ailecek. Bizden annem,kızım, bakıcı abla yürüyüş yapacağız,baba Potuk'u bekleyecek. Annem ordaki sahipleri gördü, bir yığın sahip, "ay hiç akılları yok ayol! İnsan evladına bu kadar özenmez" demez mi! Ters ters bakanlar mı dersin, homurdananlar mı dersin. Hemen sıvıştık:)P
Figen'cim,
Çok üzüldüm Tarçın'a. Cocker'lar biraz delidir. Bizim Potuk'ta eşimi kıskanır. Bizim veteriner beni karısı olarak gördüğünü o yüzden Semih'i istemediğini söyledi ama sadece Semih kalktığında yerine kurulur, öyle havlamaz, hırlamaz. Yatakta muhakkak bir ara yolunu bulur Semih'i ittirir ikizin arasına kıvrılır. Deliler işte, ama seviyoruz kardeşim.
İrem'e bol öpücükler.

aysencifci dedi ki...

Aman Tarçın demişim Hardal'a.
Pardon:)

Belkıs Güler Gökçayır dedi ki...

Ayşen cim ya çok özür dilerim tekrarı olmayacak emin ol.

Bu gadget'ta bir hata oluştu